Tayfun Kahraman kimdir ve davasının önemi
Tayfun Kahraman, şehir plancısı, akademisyen ve meslek örgütü yöneticisi kimliğiyle tanınan; Gezi Parkı davasında ağır hapis cezasına mahkum edilerek Türkiye'nin demokrasi ve hukuk tartışmalarının odağına yerleşmiş bir isimdir. Gezi sürecindeki faaliyetleri, savunma makamına göre barışçıl katılım ve mesleki sorumluluk sınırları içindeyken, mahkeme kararında bu eylemler örgütlü bir suçlama çerçevesinde değerlendirilmiştir.
31 Temmuz 2025 tarihli kararıyla Anayasa Mahkemesi, Tayfun Kahraman'ın "hakkaniyete uygun yargılanma hakkı"nın ihlal edildiğine hükmetmiş, dosyanın yeniden yargılama için ağır ceza mahkemesine gönderilmesini istemiştir. Buna rağmen yeniden yargılama ve tahliye taleplerinin reddi, hem iç hukukta hem de uluslararası alanda Gezi davası kararlarının meşruiyeti üzerine yeni bir tartışma dalgası yaratmıştır.
AYM ara kararı ve hukuki tartışma
Tayfun Kahraman'ın avukatları, AYM'nin hak ihlali kararına rağmen tahliye ve yeniden yargılama taleplerinin yerel mahkemelerce reddedilmesi üzerine yeniden bireysel başvuru yaparak, hem adil yargılanma hakkının ihlalinin giderilmesini hem de sağlık durumu nedeniyle tahliye tedbiri uygulanmasını talep etti. Bu başvuru, özellikle uzun süren tutukluluk ve sağlık riskleri vurgusuyla yapıldı.
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, 3 Aralık 2025 tarihli ara kararıyla Tayfun Kahraman'ın tahliyesine yönelik tedbir talebini "bu aşamada" reddetti; ancak yaşamı ile maddi ve manevi bütünlüğünün korunması için gerekli her türlü önlemin alınmasını istedi. Kararda, cezaevi koşullarının sağlık durumuna uygunluğunun sürekli izlenmesi, gerekirse hastanede yatarak tedavi sağlanması ve alınan önlemlerin AYM'ye ivedilikle bildirilmesi hükme bağlandı.
Ağırlaşan sağlık durumu ve toplumsal etki
MS hastalığı bulunan Tayfun Kahraman'ın cezaevindeki sağlık durumu son aylarda daha fazla endişe konusu olmaktadır. Yakınlarının ve avukatlarının aktardığına göre ilaçların zamanında verilmemesi, tedavideki aksamalar ve cezaevi şartlarının yarattığı stres, nörolojik tablonun kalıcı biçimde kötüleşmesi riskini beraberinde getirmektedir.
Bu durum, yalnızca bireysel bir mağduriyet olarak değil, Türkiye'deki hasta mahpusların sağlık hizmetlerine erişimi ve cezaevlerinin tıbbi altyapısı bakımından da geniş bir tartışma alanı açmaktadır. Hak örgütleri ve meslek odaları, AYM'nin verdiği hak ihlali kararına rağmen tahliyenin gerçekleşmemesini ve ağır bir kronik hastalığı bulunan bir hükümlünün cezaevinde tutulmaya devam edilmesini, hukuk devleti ve insan hakları ilkeleri açısından eleştirerek kamuoyunu duyarlılığa çağırmaktadır.


